www.diyarbakirayder.com

AİLEDE SADAKAT

Share in FacebookTweet it!

alt


AHMET YOLDAŞ


AİLEDE SADAKAT



Sadakat Eşlerin sözlerinde ve işlerinde doğru ve birbirine güven dolu olmaları demektir. Sadakat duygusu, eşin fiziğinden, huyundan, gücünden, birikiminden razı olup onunla yetinmeyi, başka arayışlara koyulmamayı, halinden memnun olmayı ifade eder. Eşinin durumundan memnun olmamak, sadakatsizlik göstermek, başka insanların güzelliğinden yararlanmak, başkasındakileri merak etmek, para veya menfaatten, aldatılmaktan yahut kandırılmaktan kaynaklanabilir ki bunların hepsi sonuçta bir aldanışı ve aldatışı ifade eder.

 

Aldatma ise bir olgunsuzluk, onursuzluk, sebatsızlık, vefasızlık kısacası Allah’ın verdiğine razı olmamaktır. Sadakatin zıddı “hıyanet”tir. Bu sıfat eşe ve olgun bir Müslüman’a asla yakışmadığından bunu Kur’ân yasaklamış ve Sevgili Peygamberimiz de münafıklığın alâmeti olarak saymıştır.

 

Müslüman hem eşiyle hem de diğer insanlar hatta canlı ve eşya ile ilişkilerini sadakat ahlâkı üzere, doğruluk, dürüstlük ve açıklık ilkesine göre düzenlemelidir. Eşler hem evdeki görevleri açısından, hem de iffetlerini korumaları açısından birbirlerine karşı sâdık olmalıdırlar.

 

NİKÂHIMIZA SADIK MIYIZ?

 

Evlilik, özel bir yakınlaşmadır, bir sevgi sözleşmesidir. Eşlerin birbirlerine karşı sadakatini, birbirlerine olan ihtiyaçlarını söz altına almalarıdır. Nikâhla çok özel bir vaadde bulunuruz, çok özel bir vaad alırız. Bundan böyle, birbirinden uzakta, birbirlerinden bağımsız yaşayan iki insan birlikte olmaya, hatta bir olmaya karar vermişlerdir. Bu kararın altında, farklılıklar erimeye başlar, başkalıklar silinmeye yüz tutar. Kadın kocasında, koca karısında yok olmuştur. Farklı tabiat, farklı fikir ve anlayış sahipleri olsalar bile, “sevgi” tutkalı onları birbirine raptetmiştir.

Aynı çatı altında yaşamak, aynı yastıkta yatmak, aynı çocukların ana babası olmak, hayatın her halini paylaşmak, yaşamanın bütün detaylarını bütün zamanlarda ortaklaşmak, bu sözleşmenin başka hiçbir sözleşmede olmadığı kadar geniş ve tanımsız kapsamda olduğunu gösterir.

 

Nikâh sözü, sınırlı ve tanımlanmış bir alanda kalan bir söz değildir. İnsan olarak yaşamanın getireceği her türlü ayrıntı, bu sözün içine alınır; bu söz altında yaşanır. Bu sözün altında sürprizleri karşılamak vardır. Beklenmedik olaylara göğüs germek vardır. Umulmadık zorlukları, hesap edilmemiş hayal kırıklıklarını karşılamak vardır.

 

Bu kadarıyla görülen o ki, nikâh, aynı zamanda özel bir başlangıçtır. Karşılıklı sözleşenlerin, söz verdikleri her şeyle hayata yeniden başladıkları önemli bir eşiktir. Eşler bu sözün derinliği ve genişliği nispetinde karşılıklı borçlanarak biraraya gelirler.

 

Şu halde nikâh, bir yakınlaşma sözüdür. Bu yakınlaşmanın getirdiği bir miladdır, bu miladın doğurduğu büyük bir borçlanmadır. Nikâhın borçlanma getirdiği sözü garipsenebilir. Nikâh aşamasına kadar herkesin kendi anlayışı içersinde yürüttüğü tanışmalar, adı konmamış sınamalar, nikâhla son bulur. Arayışlar durur, heyecan sükûnete kavuşur. Sonunda tarafların birbirinden emin olduğu noktada nikâh sözü verilir.

 

Evlilikle birlikte yaşanan duygu daha çok bir tür garantileme duygusu, bu duygunun getirdiği rehavettir. Artık erkek için “karısı” vardır. Kadın için de “kocası” vardır. Karı-koca olmak, evlenmeye aday yabancılar olmaktan daha yakın ve daha garantili bir haldir. Evlenmeye aday olan yabancılar olarak tanıştığımızda birbirimize biraz uzağızdır, karşılıklı nazlarımızı çekebiliriz. Aramızda birbirimize iltifatlar yapmamızı gereken bir yabancılık mesafesi vardır. Bu yabanclık mesafesi, karşılıklı sevgiyi algıladığımızda yavaş yavaş dolmaya başlar, kalpler birbirine ısınmaya başlar, insan insana ünsiyet kazanır. Aşk sayesinde karı-koca adayları birbiri için özel ve vazgeçilmez oluverir. Samimi niyetimizle, başkalarının şahitliği ile birbirimize karı-koca olduğumuz anda, bu halin zirve noktasına varırız. Ne var ki, tam bu noktada bizi yakalayan özel rehavet duygusu, farklı yabancılar iken aramızdaki mesafeyi kapatan sevgiyi de, birbirimize bigâne iken kalplerimizi birbirine ısındıran aşkı da garanti altına aldığımızı zannettirir. Bundan sonra, bu özel aşkın ihyası konusunda, bu özel sevginin devamı konusunda yapacak bir şeyimizin kalmadığını zannederiz.

 

Nikâh sözü vermekle, sevdiğimiz kadını ya da erkeği eşimiz olarak seçmekle fazlasıyla sevgimizi ispatladığımızı düşünürüz. Bundan sonrası nasılsa kendiliğinden gelecektir zannederiz. Oysa bunun bir bedeli vardır ve her iki eş de bu bedeli nikâh sözü ile öder. Koca karısını başka kadınları kendine haram eyleyerek helali etmiştir. Karı, kocasını başka erkekleri kendine haram ederek helali eylemiştir. Eşimiz, uğruna terkettiklerimizi, kendimize haram ettiklerimizi, sırf onu tercih edişimizi haklı çıkaracak bir borçlanma içine girmiştir artık. Biz de eşimiz adına bu borcun altına girmişizdir. Yani, bizi eşi seçtikten sonra, bu geri dönüşsüz seçimini haklı çıkaracak, sırf bizde karar kılması konusunda onu her vesileyle memnun edecek iltifatlar, güzel sözler, hoşgörüler, nazik davranışlar borçluyuz eşimize, bu böyle bilinmelidir. Nikâhın getirdiği helal dairesinin rahatlığı, işte bu borcumuzu ödememiz için açılmış bir kredi, önümüze gelmiş eşsiz bir fırsattır. Bundan sonra, birbirine helal olmanın avantajıyla, başka kadın ve erkeklerden çok daha yakın, çok daha özel, çok daha mahrem, çok daha içten sevgi ifadelerinde bulunmalıyız birbirimize.

 

Haram kaygısı olmaksızın, kaçamak yapma telaşı olmaksızın, helâlin tadıyla, sevabın lezzetiyle, ebedî saadetin müjdesiyle, aramızdaki aşkı büyütmeli ve geliştirmeliyiz.

 

Nikâh, sevginin küllenme vesilesi değil, sevgiyi bileyleme fırsatıdır.

 

Nikâh, aşkı unutma gerekçesi değil, birbirimizi yeniden yeniye keşfedip aşkımızı tazeleme sebebidir.

 

Nikâh sözü, üzerimizdeki sevgi yükünü atmak demek değil, sevebileceğimiz bütün insanlar kadar ağır bir sevgiyi bir kişi adına omuzlanmaktır.

 

Muhyiddin-i Arabî Hz. Musâ Aleyhisselamın şahsiyetinde öne çıkan celâl sıfatını yorumlarken, Musâ doğacak diye yaklaşık 40 bin erkek çocuğun katledilmesine dikkat çeker. Arabî’ye göre, Cenab-ı Hakk, Musâ Aleyhisselamın kişiliğinde, uğrunda öldürülen 40 bin kişinin şahsiyetini cem etmiştir. Yani, Musâ Aleyhisselâm celalli şahsiyeti ile uğrunda öldürülen 40 bin erkeğin hakkını vermektedir.

 

Şimdi, biz de, bizi eşi olarak seçme uğruna kendine haram ettiği ve terkettiği bütün erkek ve kadınların şahsiyeti kadar şahsiyet borçlanıyoruz eşimize. Nikâh, eşleri birbirine karşı sevgi borcu altına sokmaktır.. Artık, eşler birbirine birer Musâ borçludur.

 

Celalli ve cemalli bir Musâ. Ödemeye var mıyız?

Ahmet YOLDAŞ

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile